26 Aralık 2008 Cuma

Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım...


Maslak’tan (ki kendisi bence standart bir “anasının örekesi” semttir, artık oldukça uzun olan hayatımın sadece 1-2 senesinde şişli-teşvikiye civarında yaşamış, o seneler haricinde anadolu yakasında selamiçeşme-kalamış-dragos-fenerbahçe semtleri haricinde bir yaşam alanında bulunmamış bendeniz için) saat 14:07’de yola çıktık.
Köprü açık, kar sulusundan ve de "çalan albüm kimdir, cem adrian’a benziyor / yok cem’in sesi daha ince / gripin gibi ama biliyoruz ki zaten ikisi de değil vs vb" muhabbetlerle yol akıcı...
Sabiha Gökçen’i takip ederekten neredeyse İzmit’e kadar gittik (abartıyorum).
Sabiha Gökçen’e gitmeden TEM’den sağa sapmak, Kurtköy / Sultanbeyli / Samandıra tabelalarından “doğru” olanı tespit edip, AVM ve Outlet köpürmesi yaşayan memleketimdeki en son Outlet/AVM olan ViaPort’a ulaşmak hedefimiz. Asla delirdiğimiz için değil (ki aslında mümkün), işimiz gücümüz var, görmemiz gereken şömineli bir duvar, tespit etmemiz gereken “açılışa geç kalan ve ne yapacağı konusunda brief edilmemiş bir fotoğrafçı” var; ayrıca da “kırmızı giyilerek” katılım gösterilmesi gereken bir yılbaşı partisini geride bırakmamız lazım.

Sabiha Gökçen’leri pek güzel takip ettik. KGS’lerden OGS’lerden geçtik. Sabiha’dan oraya buraya uçarken önünden geçtiğimiz “aaa şurda işte” diyegeldiğimiz Viaport’un yine önünden geçtik, sağa saptık... Buraya kadar herşey normal. Muhtemelen saat 15:00 falan – en fazla.

Sonra kurtköy’ün içinden misiniz yoksa siz samandıralılardan mısınız aslen boyutunda en az 1 saat köy görünümlü kentimizde dolandık durduk. "Viaport çoook gerilerde kaldı usta, o şimdi uzak bir anı" dediğimiz anlar geldi, kavşaklarda dörtlüleri yakıp "şimdi napıcaz" telefonları açtık, göbeklerde "1 kesmez bizi, 2 defa dönelim bu göbeği" dedik (görülmesi gereken tabelaların ancak ve ancak göbekten 360 derece dönüşü tamamlayınca gözükmesi bir mühendislik hatası ya da belki de bir mühendislik harikası olabilir mi? olamayabilir mi? alaca karanlık kuşağına düşmüş olabilir miyiz?)
Kipa’nın “evet gerçekten açıldık ve hatta Viaport’tayız” diyen reklam panolarının Viaport’a giden yolu gösteren tek ve en nadide yönlendirmeler olması nedeni ile Kipa’ya liyakat madalyası vermek isteriz. Tam da bu esnada, kurtköy ilköğretim okulunun çıkış saatine denk geldik; sanki Amerika’da falanmışızcasına bilinçsiz bir kız çocuğu elinde bir tarafında geç, diğerinde dur yazan kartın “dur” kırmızısını bana gösterdi, 10 yaşındaki bir kızla laf dalaşına girdim o sinir içinde. Biz geçtikten sonra (ki oradaki göbeği de tam 360 derece dönmek durumunda kaldık) binlerce çocuk, sanki görünmez bir güç onları çağırıyormuş gibi yola saçıldılar... Eğitim şart.

Dönüşe geçtiğimizde, acılarımızın henüz bitmediğine, dönüşün en azından TEM’e çıkışının, gidiş kadar sancılı olacağına emindik – ki haklı çıktık. Tek bir aydınlatma olmayan ara yollarda, "acaba biz mi ters yöndeyiz yoksa şu an üzerimize gelmekte olan kamyon mu" ikilemleri içinde önce çevreyolu, sonra istanbul tabelaları ile huzura erdik.

Ben bakmadım, siz bakın diye, sitelerindeki “ulaşım” bilgisini buraya koyuyorum.


Eve varmak üzereyken Radyo Eksen’de Beast of Burden çaldı, günümü iyi kapattım. Sağolasın izocam ya da yuvarlanan taşın yosun tuttuğu hiç görülmüş mü... http://www.jango.com/music/The+Rolling+Stones?l=0

2 yorum:

aslı hayvanı (a.k.a. domuz) dedi ki...

:)))

bana ilk kurtköy maceramızı anımsattı güzide eseriniz. işin acı yanı, biz "şehrimizin yeni parlayan pırlantası", "pendik'in tuvaaaletler içindeki yeni yerleşim merkezi", "bir ev al, 8 ev kazan" sloganlarıyla reklamı yapılmaya çalışılan bu dağın başında ev bakmaya gitmiştik. mekanı ve demografik dağılımı görünce evimize saatte kaç hız yaparak döndüğümüzü hatırlayamıyorum ama arabamızdan inince kozyatağı'nın toprağını öptük mutlaka.

nazif dedi ki...

viaport'u yapanlar gasilhane mimarisinden güzel bir örnek sunmuşlar. yaklaştıkça uhrevi bir huzur doluyor insanın içine.