6 Mart 2009 Cuma

Without hope, life is not worth living… ama hocam yine de… olmuş mu?

Acılar içindeyim....
O ne ses.
O nasıl bir saç.
O nasıl kırıtık, narin hareketler.
İnsan içinden “hayatımın adamı yoksa in the closet gay mi” diyor – ister istemez. Düne kadar teenage tadında “robin wright da güzel kadın, adamımıza yakışıyor ama yine de ah yine de vah…” derken, şimdi “ohh çok şükür, dibine kadar maşallah, robin iyi ki var” diyecek hale geldik…
Tam in the closet mi derken, jack öldüğünde (spoiler oldu ama kusura bakmayın, bence çok mühim bir karakter değil zaten), o nasıl gerçekmiş gibi ağlamak, dudakları çenesi titreyerek – diyoruz ki işte bu adam bu yüzden oscarlar üstü bir adam (hatırlayalım mystic river’da haberi aldığında kendisinden geçişini ve ortalığı dağıtırken “is that my daughter in there?” diye ağlayışını)
Filmi belgesel tadında seyretmemiz ve de yanında bir şişeye yakın kırmızı şarap içmemiz şarttır (boğazkere olması tercih edilir) çünkü filmimiz kesinlikle patlamış mısır atıştıraraktan sinema koltuklarında seyredilecek bir film değildir, şarap bile yersiz kaçmaktadır - votka olur, viski olur bu filme, evde, dvd olmak kaydı ile…
Şuursuzca buharla haşlanmış sebze ve bir kadeh şarap olarak başlayan menüye, filmin ilk sahnelerindeki uzun saçlı harvey’nin sürekli öpüşme hali bittiğinde bile, şaraba ara vermek mümkün olmayacağından evde cigar olsun, cips olsun şaraba eşlik edecek şeyler bulmak (bulundurmuş olmak) ve içerek devam etmek gerekmektedir.
Bir de Dan White karakterinden tiksinelim, manyak şey, çekil...

Just past the Golden Gate Bridge,
amidst a shower of grape Kool-Aid,
Doonesbury cartoons and bubble bath,
Harvey’s closest friends scattered his ashes out at sea.
Bu da güzelmiş, küllerin böyle serpilmesi yani.
...
...
...
Biz yine de sean’umuz penn’imizi maskülen karakterlerde izlemekten zevk alan bir neslin fertleri olaraktan, kendisine gelecekte bol bol matthew poncelet’ler diliyoruz.

3 yorum:

aslı hayvanı (a.k.a. domuz) dedi ki...

mystic river didiniz de clint eastwood'dan tiskinirken ve hatta demans olduğunu düşünürken adam nasıl bööle filmler yönetiyor, onu da anlayamıyorum. million dollar baby'de de böğrümüze yumruk yemiş gibi oluyoduk netekim "aaa, modern raki çevirmiş itler" diye burun kıvırırken tam. bilemiyorum, çelişkideyim.

ece arar dedi ki...

inanmıyorum yahu. dün gece votka eşliğinde izlendi, aynı şeyler hissedildi. mystic riverdaki o sahne hatırladındı. filmin izleri silinsin diye acaba m.river mı izlense ardından dendi... yuh yani, aynı hahahah

bartonfink dedi ki...

Sean Penn: His Life And Times.... Richard T. Kelly'den...okunmamışsa hemen okunması da bunun üzerine pek leziz olur...